CİCİBEBE SHOP.COM BEBEK ŞEKERİ-MAGNET KAPI SÜSÜ LOHUSA TACI NİŞAN-KINA-NİKAH TAKI YASTIĞI BEBEK ODASI MOBILYALARI CİCİBEBE SHOP.COM

14 Şubat 2011 Pazartesi

SEVEN KİMDİR ŞİMDİ, SEVİLEN KİM? KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN

Bu toprağa senin gözyaşından daha bereketli tek damla inmedi. Ve bu gökler senin tebessümünden daha güzelini görmedi. Bugün sırf merhametinden gözleri yaşarıyorsa birilerinin, bir başkasına dualar ediyorsa birileri ve o merhamet ve dualar vesilesiyle yüzü gülüyorsa çocukların, bu toprak hâlâ o damlayla sulanıyor.





Yetim Kız-Minik Dualar



..........................................................................................

Bir gün Hz. Ebu Bekir r.a. Allah’ın Rasulü s.a.v.’i gözlerinden yaşlar akar vaziyette buldu. Sordu:
– Anam babam sana feda, niçin ağlıyorsun?

Allah’ın Rasulü s.a.v. şöyle dedi:

– Ümmetim için ey Ebu Bekir! Ümmetimin önünde uzun ve çetin bir yol var. Omuzlarında ağır yük ve birçok günah... Bu sebeplerden ya azaba uğrarlarsa!..

. . . .. . .  . . . . .

Senin mutluluğun dudaklarından, merhametin gözlerinden okunurdu ey Allah’ın Rasulü.
Zira merhameti olmayanın gözü yaşarmazdı.
Merhametindendi ağlayışın.
Kendine değildi.
Yetim bir çocuğa, muhtaç bir arkadaşaydı.
Banaydı, bizeydi.
Senin gözyaşının düştüğü yer burası.
Benim gönlüm.
Merhametten yaşarırsa gözlerim bir gün senin mübarek yaşlarına karışır.
Toprakla barışırım o an.
Rahmetle barışırım.
Kendimle barışırım.
Ve Sen Hepsine
Şahit Olduğunda...

Efendimiz s.a.v. arkadaşı Abdullah b. Mes’ud r.a.’a “Kur’an oku” dedi. Arkadaşı şaşırmıştı:

– Kur’an sana indi ey Allah’ın Rasulü. Şimdi ben mi sana Kur’an okuyayım?, diye sordu. Efendimiz s.a.v.:

– Oku. Zira ben Kur’an’ı başkasından dinlemeyi de severim.

Abdullah b. Mes’ud r.a. Nisa Suresi’ni okumaya başladı. Okudu okudu...

“Her milletten bir şahit getirdiğimiz ve onlara da seni şahit getirdiğimiz zaman kâfirlerin hali ne olacak?” (Nisa, 41) ayetini okuduğunda Efendimiz s.a.v. “şimdilik bu kadar yeter” dedi.

Okumayı bırakan Abdullah b. Mes’ud r.a bir baktı ki Efendimiz s.a.v.’in gözleri nemli.

. . . . . . . . . . . . .

Şimdi başka alemlerdedir.
Şimdi yollarına diken atanların, taşlarla kovalayanların halleriyledir.
Dikenlerdedir, taşlardadır.
Alaya alan sözlerdedir.
O sözlere, o dikenlere, taşlara şahit olacak olmanın ızdırabındadır.
Halleri ne olacak?
Bir Yetimin
Gözlerine Bakmak
Bir babayı düşerken görmek;
Gözlerinin önünde düşüyormuşçasına canlı..
Gidişini izlemek bir babanın.
Elini son bir kez sallarken; mutlu, huzurlu...
Ardına son kez baktığında “sana emanet” dediğini okumak gözlerinden.
Bir babanın gözlerine bakmak, gidiyorken.
Senin canından kaç can giderdi şimdi ey Allah’ın Rasulü.

. . . . . . . . . . . . .

Peygamber s.a.v. üç bin kişilik bir ordu hazırladı ve Gassanlılar üzerine gönderdi. Zira onlar Allah Rasulü s.a.v.’in elçisini yolunu keserek öldürmüşlerdir.

Ordunun başında Zeyd r.a. vardır. Eğer o öldürülürse yerine Cafer r.a., o da öldürülürse şair Abdullah b. Revaha r.a. geçecektir.

İki ordu Mute’de karşılaşır. Ve o anda Medine ile Mute arası mekan ortadan kalkar. Şimdi meydan Peygamber s.a.v.’in gözlerinin önündedir.

Ve Allah’ın Rasulü s.a.v. elinde beyaz sancakla Zeyd r.a.’ın ilerlediğini, cesurca savaştığını görür. Savaşır savaşır her zerresiyle ve düşer toprağa. Allah’ın Rasulü s.a.v. Medinelilere anlatır.

Şimdi Cafer aldı sancağı. O da şehit olana kadar savaştı.
Şimdi sıra Abdullah’ta. Düşmana ölüm saçıyor.
Lakin düşman çok, sayıca çok, silahça güçlü...
Ve Abdullah b. Revaha da şehit düşüyor. (Allah onlardan razı olsun)
Gözleri yaşlı Allah Rasulü s.a.v.’in.
Gidişlerini gördü, gözlerinin önündeydi olan biten.
“Daha sonra Allah’ın kılıçlarından biri aldı sancağı ve Allah onlar için yolu açtı.”

Sancağı son kez Halid bin Velid r.a. almış müslümanları güven içinde Medine’ye getirmiştir.
Peygamber s.a.v. namazı kıldırır ve her zaman cemaate döndüğü halde şimdi arkasına bakmadan sessizce mescitten çıkar.

Şimdi yükü ağırdır.
Bir yetimin gözlerine bakmak,
“Baban gitti” demek, “artık gelmeyecek.”
O kara küçük gözlere bakmak...

Cafer r.a.’ın evine gider. “Ey Esma bana Cafer’in çocuklarını getir.”

Peygamber s.a.v. çocukları öper öper, koklar cennet çiçeklerini koklar gibi ve gözleri yaşlarla dolar.

Zeyd r.a.’ın ailesi Peygamber s.a.v.’in evindeydi ve onlara şehadet haberlerini önceden vermişti. Evine dönerken Zeyd r.a.’ın küçük kızını sokakta ağlarken gördü.

Çocuk Peygamber s.a.v.’i görünce koşarak kollarına atıldı. Peygamber s.a.v. küçük kıza sarıldı ve onunla ağlamaya başladı. Çocuğu göğsüne bastırdığında tüm vücudu hıçkırıklarla sarsılıyordu.

Onları Sa’d b. Ubade r.a. gördü. Teselli edecek söz aradı, bulamadı. “Ey Allah’ın Rasulü, bu da ne?” diyebildi sesi titreyerek. Peygamber s.a.v.:

“Bu sevdiğini arzulamayı seven biridir.” dedi.

. . . . . . . . . .  . .

Seven kimdir şimdi, sevilen kim ey Allah’ın Rasulü?
Baba mıdır, arkadaş mı?
Kim özler onu, kim?
Şu küçük kara gözlü kız mı?
Bir yetim kızla ağlayan, gözyaşları yetim bir kızın yaşlarına karışan mı?
Kim?
Çocuklar, Kuşlar...
O alemlere rahmetti.
Alemde her ne varsa nefes alıp veren O’nun merhametinden yudumlamıştı.
Hele çocuklar...

Bir savaş esnasında müşrik ailelere mensup birkaç çocuk iki ateş arasında kalarak öldürülmüşlerdi. Allah’ın Rasulü s.a.v. bu faciayı öğrenince çok üzüldüler. Arkadaşları O’nun bu derece üzülmesine bir mana veremediler:

– Ey Allah’ın Rasulü, neden bu kadar üzülüyorsunuz. Nihayetinde öldürülenler müşrik çocuklarıdır, dediler. Allah Rasulü s.a.v. cevap verdiler:

– Çocuklar masumdur, müşrik çocukları olsalar da. Dikkat ediniz, çocuk öldürmeyiniz. Zinhar çocuk öldürmeyiniz. Her can tertemiz yaratılmıştır.

. . .

Peygamber s.a.v. ve ordusu Mekke’ye yürüyor.
O ve arkadaşları gizlice çıktıkları şehirlerine muzaffer olarak dönüyorlar.
Zira Allah’ın vaadi haktır.
Allah’ın Rasulü s.a.v. yolun kenarında yeni doğmuş yavrularını emziren bir anne köpek görüyor.
Adamlarından birinin onu rahatsız etmesinden endişe ediyor ve Cemreli Cuayl r.a.’dan köpek ve yavrularının başında beklemesini istiyor.
Ve Cuayl r.a. tüm ordu geçene kadar orada bekliyor.

. . . . . . . . . . . . .

Ey Allah’ın Rasulü, şimdi çocuklar senin merhametini özlüyor.
Yalnız çocuklar mı; bir ağaç, bir kuş, yavrularının başındaki bir köpek...
Ve biliyorlar. Bir yerlerde senin merhametinden damla damla içmiş olanlar var.
Yoksa dünya nasıl ayakta duruyor?
Bu ümit ve bekleyiş;
Bu umut ve arayış oldukça dünya dönüyor...
Şimdi Nasıldır Mus’ab?
Efendimiz s.a.v. damadı Ali r.a. ile oturuyordu. Bu sırada Mus’ab b. Umeyr r.a. geldi.
Kureyş’in yakışıklı, zengin, gözde delikanlısı.
O sokağa çıktığında kızlar yollara dizilirdi. Bir an onu görmek ya da ona görünmek için.

Şimdi Medine’dedir ve bir Suffeli’dir. Her anını Allah Rasulü s.a.v. ile geçirmek, O’nun ilminden bir kelime alabilmek peşindedir.

Geliyor elbisesi yamalı.
Geliyor aç.

Ama gözleri hep aynı, lakin daha ışıklı bakıyor.

Efendimiz s.a.v. Mus’ab r.a.’ın bu haline içlenir ve gözyaşlarını tutamaz. Sonra şunları söyler:

– Kalbini yüce Allah’ın aydınlattığı şu adama bakın. Anne ve babası ona en iyi yiyecek ve içecekleri sunuyorlardı. O Allah için her şeyi terk etti. Onu bu hale getiren Allah ve Rasulü’nün sevgisidir.

Ve Uhud Günü şehit düşmüştür Mus’ab.

O zengin ailenin oğlunun, o güzel şehidin bir kefeni yoktur. Ve arkadaşları vücudunun bir kısmını elbisesinden artakalanla, bir kısmını otlarla örterek gönderirler Rabbine.

Efendimiz s.a.v.’in gözleri yine yaşarmıştır.
Dağlar Nasıl Durursa...
Bize Kur’an’ı emanet ederken merhametini de emanet ettin.
Merhametinle birlikte adaletini, dik duruşunu.
Gözlerin merhametinden yaşarırdı.

Lakin merhametin, Allah’ın bir emrine isyan söz konusu olduğunda dimdik duruşuna engel değildi.
Allaha isyan edenlere üzülmen, ‘halleri ne olacak’ diye tasalanman onların karşısında dimdik, kararlı, sabit duruşuna engel değildi.

Dağlar kadar hatta dağlardan daha kararlı dururdun.
Gün gelir dağlar bile yürürdü, fakat sen dururdun.
Savaş meydanında arkadaşların geri çekildiğinde sen zerre kadar kımıldamaz, hatta ilerlerdin.
Senden hız alırdı arkadaşların, cesaret alırdı da toparlanırdınız.
Tek destekçin amcan bile gün gelip tereddüt ederdi.
“Bir elime güneşi bir elime ayı verseler vazgeçmem.”
“Ya şimdi Cenab-ı Hak bana peygamberlik vazifesini ifa için kuvvet verir yahut ben bu uğurda feda olurum!”

Ve tereddüdünden kurtulurdu gönüller.
Merhametin yumuşatırdı gönülleri. Allah’a ve kendine yaklaştırırdı.
Kararlılığın silerdi gönüllerden korkuları.
Sen güzel bir ahlâk üzereydin.
Sen her halinde ölçülüydün.

“Muhammed Allah’ın Rasulü’dür. O’nunla beraber olanlar kâfirlere karşı çok çetin, kendi aralarında çok merhametlidirler...” (Fetih, 29)


Efendim Benim-[Peygamberin Gülleri]

. . . . . . . . .  . . .

Nice yağmurlar yağar.
Lakin Ey Allah’ın Rasulü, bu toprağa senin gözyaşından daha bereketli tek damla inmedi.
Ve bu gökler senin tebessümünden daha güzelini görmedi.

Bugün sırf merhametinden gözleri yaşarıyorsa birilerinin, bir başkasına dualar ediyorsa birileri ve o merhamet ve dualar vesilesiyle yüzü gülüyorsa çocukların, bu toprak hâlâ o damlayla sulanıyor.

Ve dünya o dualar ve o merhametle ayakta duruyor.
Bizlere Kur’an’la birlikte merhametini de emanet ettin
.



Semerkand dergisinden alıntıdır.
.......................................................................................................

Hepimizin Mevlid kandili Mübarek olsun, Sevgililer Sevgilisi, Kainatın Efendisi, Hz. Muhammed (A.S.)  Efendimize layık Ümmet olmayı nasib etsin Yüce Rabbim İnşaAllah. 

.......................................................................................................

Eğer bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa
Rabbine dönüp:
"Benim çok büyük bir derdim var" deme!
Derdine dönüp:
"Benim çok büyük bir Rabbim var" de!
Image Map

I heart FeedBurner